Kendisine Kitap Gönderilmeyen Peygambere Ne Denir? Bir Günlüğün Sayfalarında Saklı Kalan Hikâye
Kayseri’de soğuk bir kış akşamıydı. Penceremin kenarında oturmuş, eski kahverengi kapaklı günlüğümün boş bir sayfasına bakıyordum. Dışarıda Erciyes’in üzerine çöken sis, şehrin sessizliğini daha da derinleştiriyordu. Ben 25 yaşında, hislerini içine atamayan, yaşadığı küçük olayları bile uzun uzun yazan biriyim. Bazen bir insanın söylediği tek cümle, bazen duyduğum bir hikâye günlerce aklımdan çıkmaz. O gece de böyle oldu.
Günlüğümün başına şu cümleyi yazdım:
“Bugün öğrendiğim bir bilgi kalbimde büyük bir iz bıraktı: Kendisine kitap gönderilmeyen peygambere ne denir?”
Bu sorunun cevabını sadece öğrenmek istememiştim. Aslında merak ettiğim şey bir kelimenin anlamından çok daha fazlasıydı. Allah’ın seçtiği kulların hayatındaki sabrı, yalnızlığı ve insanlara doğru yolu anlatma çabalarını anlamak istiyordum. Çünkü bazen insan, kendi hayatında yaşadığı küçük kırgınlıkları bile ağır bir yük gibi hisseder. Fakat peygamberlerin yaşadığı sabır ve mücadeleyi düşününce, insan kendi kalbine yeniden bakıyor.
Bir Akşam Sohbetiyle Başlayan Merak
Bugün “Kendisine kitap gönderilmeyen peygambere ne denir” konusunu daha yakından inceleyerek merak edilen detaylara değineceğiz.
O gün Kayseri’de yakın bir arkadaşımın evine gitmiştim. Çaylarımızı içerken eski zamanlardan, peygamberlerin hayatlarından ve insanın dünyadaki yolculuğundan konuşuyorduk. Sohbet sırasında arkadaşım bana bir soru sordu:
“Kitap gönderilmeyen peygamberlere ne denildiğini biliyor musun?”
Bir an düşündüm. Daha önce bu konu hakkında bazı şeyler duymuştum ama tam olarak bilmiyordum. Açıkçası o anda biraz mahcup oldum. Çünkü birçok konuda bilgi sahibi olduğumu düşünürken, böylesine önemli bir ayrıntıyı bilmiyordum.
O an içimde küçük bir hayal kırıklığı oluştu. Kendime kızdım. İnsan bazen bilmediği şeylerden değil, öğrenmeye yeterince zaman ayırmadığı şeylerden dolayı üzülüyor. Ben de o an kendi ihmalkârlığımı hissettim.
Arkadaşım gülümseyerek anlatmaya başladı:
“Kendisine yeni bir kitap yani ilahi bir kitap gönderilmeyen peygamberlere nebi denir. Kitap gönderilen peygamberlere ise resul denir.”
Bu cümleyi duyduğumda zihnimde birçok düşünce oluştu. Sadece bir kavram öğrenmemiştim. Peygamberlerin görevleri arasındaki farklılığı anlamaya başlamıştım.
Nebi ve Resul Arasındaki Farkı Anlamaya Çalışırken
O gece eve döndüğümde hemen günlüğümü açtım. Benim için bazı bilgileri yazmak, onları kalbime daha yakın hissetmek gibidir. Defterime uzun uzun not aldım.
Nebi, kendisine yeni bir kitap gönderilmeyen, ancak Allah’tan vahiy alan ve kendisinden önce gönderilmiş bir kitabın hükümlerini insanlara aktaran peygamber olarak açıklanır. Resul ise kendisine kitap veya yeni bir şeriat verilen peygamberdir.
Bu bilgiyi okurken aklımda tek bir düşünce vardı: Allah’ın gönderdiği her peygamberin görevi çok değerliydi.
Bazen insanlar sadece büyük olayları önemli görür. Yeni bir kitap gelmesini, büyük değişimleri, toplumların tamamen dönüşmesini daha dikkat çekici bulabilir. Fakat benim o gece hissettiğim şey farklıydı. Bir peygamberin görevi sadece elinde yeni bir kitap taşımak değildi. İnsanlara doğru yolu göstermek, sabretmek, iyiliği anlatmak ve zorluklara rağmen vazgeçmemek de büyük bir sorumluluktu.
Bu düşünce beni çok etkiledi.
Çünkü insan hayatında da böyledir. Herkes büyük işler yapmak, fark edilmek ister. Ama bazen sessizce yapılan bir iyilik, söylenen güzel bir söz ya da bir insanın kalbine dokunmak en değerli şey olabilir.
Gece Yarısı Günlüğüme Yazdığım Duygular
İlgili Yazımız: Zarif bir insana ne denir ?
O gece saat ilerlemişti. Ev sessizdi. Çay bardağımın son yudumunu alırken günlüğüme şu sözleri yazdım:
“Bugün kendimi garip şekilde duygusal hissediyorum. Bir insanın Allah tarafından seçilmesinin ne büyük bir sorumluluk olduğunu düşündüm. Peygamberlerin hayatlarını okurken bazen sadece mucizeleri görüyoruz. Oysa onların yaşadığı sabrı, yalnızlığı ve insanların karşısındaki mücadelesini yeterince düşünmüyoruz.”
Gerçekten de içimde büyük bir heyecan vardı. Çünkü öğrendiğim şey küçük bir bilgi gibi görünse de bana çok büyük bir kapı açmıştı.
Bir peygamberin kendisine kitap gönderilmeden insanlara rehber olması, bana hayatımızdaki bazı görevleri hatırlattı. Her insanın elinde farklı imkânlar vardır. Kimi çok konuşabilir, kimi yazarak anlatabilir, kimi davranışlarıyla örnek olabilir.
Önemli olan sahip olduğumuz şeylerle ne yaptığımızdır.
Bu düşünce beni umutlandırdı. Çünkü bazen kendi hayatımda da “Ben ne yapabilirim?” diye düşündüğüm zamanlar oluyor. Büyük değişimler gerçekleştiremediğimi düşündüğümde moralim bozuluyor. Fakat o gece anladım ki küçük görünen sorumluluklar bile çok kıymetli olabilir.
Bir Peygamberin Sessiz Mücadelesini Hayal Etmek
Ertesi gün sabah erkenden uyandım. Kayseri’nin sakin sokaklarında yürüyüş yapmaya çıktım. Hava soğuktu ama içimde farklı bir sıcaklık vardı. Dün gece öğrendiğim konu hâlâ aklımdaydı.
Yolda yürürken kendimi geçmiş zamanlarda yaşayan bir peygamberin yerine koymaya çalıştım. İnsanlara doğruyu anlatıyorsunuz, iyiliği tavsiye ediyorsunuz ama herkes sizi anlamıyor. Bazıları size inanıyor, bazıları karşı çıkıyor. Buna rağmen görevinizden vazgeçmiyorsunuz.
Bu düşünce beni çok etkiledi.
Ben bazen günlük hayatımda küçük bir eleştiri duyduğumda bile üzülüyorum. Birinin yanlış anlaması, bir planımın gerçekleşmemesi veya beklediğim bir şeyin olmaması beni kırabiliyor. Fakat peygamberlerin sabrını düşündüğümde kendi yaşadığım zorluklara farklı bir gözle bakıyorum.
Onların yolu kolay değildi.
Ama onların umudu vardı.
İşte beni en çok etkileyen nokta buydu. Zorlukların içinde bile umudu kaybetmemek…
Kendisine Kitap Gönderilmeyen Peygamber Kavramının Bende Bıraktığı İz
Aradan birkaç gün geçmesine rağmen bu konu aklımdan çıkmadı. Çünkü bazen bazı bilgiler sadece öğrenilmez, insanın içine yerleşir.
“Kendisine kitap gönderilmeyen peygambere ne denir?” sorusunun cevabı olan “nebi” kelimesi benim için artık sadece bir terim değildi. O kelime, sabrı ve sorumluluğu hatırlatan bir anlam taşıyordu.
Bir kavramın arkasında koca bir hayat mücadelesi olduğunu fark ettim.
Bu yüzden araştırmaya devam ettim. Peygamberlerin hayatlarını okudukça onların insanlara karşı merhametini, sabrını ve kararlılığını daha iyi anlamaya başladım.
Bazen hayatımızda cevap aradığımız sorular vardır. O soruların cevabı sadece bilgi vermez, bize kendimizi de gösterir.
Benim için bu soru da öyle oldu.
Kendime şunu sordum:
“Ben bana verilen küçük sorumlulukları ne kadar ciddiye alıyorum?”
Bu soru beni düşündürdü.
Çünkü insan bazen büyük hedeflerin peşinden koşarken elindeki küçük güzellikleri fark etmiyor. Oysa bir aile ferdine güzel davranmak, bir arkadaşın derdini dinlemek, bir insanı kırmamak bile büyük değer taşıyor.
Kayseri’de Sessiz Bir Akşam ve Yeni Bir Başlangıç
Bir hafta sonra yine aynı masada günlüğümü açtım. Bu kez sayfanın başına farklı bir cümle yazdım:
“Bazı sorular insanın sadece bilgisini değil, kalbini de değiştirir.”
O gün anladım ki öğrenmek sadece akılda bilgi biriktirmek değildir. Bazen öğrendiğimiz bir gerçek, bize hayata nasıl bakmamız gerektiğini gösterir.
Kendisine kitap gönderilmeyen peygamberlere nebi denmesi, benim için sadece dini bir bilgi olarak kalmadı. Bu kavram bana sabrı, görev bilincini ve insanın sahip olduğu imkânlarla en güzel şekilde çaba göstermesi gerektiğini hatırlattı.
Hayatımda hâlâ birçok soru var. Hâlâ bilmediğim pek çok şey bulunuyor. Ama artık bilmediğim bir şeyle karşılaştığımda kendime kızmak yerine öğrenmenin heyecanını hissediyorum.
Çünkü insan öğrendikçe büyüyor.
O gece günlüğümün sonuna şu cümleyi yazdım:
“Belki de hayat, sürekli cevap aradığımız sorulardan oluşuyor. Bazı cevaplar bize bilgi verir, bazıları ise kalbimize dokunur.”
Kendisine kitap gönderilmeyen peygambere ne denir sorusuyla başlayan yolculuğum, bana aslında daha büyük bir şeyi öğretti: İnsan, kendisine verilen görevi samimiyetle yerine getirdiğinde değeri ortaya çıkar.
Ve bazen en büyük hikâyeler, sessizce yapılan görevlerin içinde saklıdır.
Bu içeriğimizle “Kendisine kitap gönderilmeyen peygambere ne denir” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Bsu okurlarına sevgilerle!